01 Blog
09-04-26
İİK 89/3 Menfi Tespit Davasında Vekâlet Ücreti ve Yargılama Giderleri

I. İİK 89/3 Haciz İhbarnamesi Usulü
Borçlunun üçüncü kişideki (örneğin banka hesabındaki) alacağı, menkul mal hükmündedir (İİK m. 106/2). Haciz işlemi, icra memurunun fiziken bankaya gitmesi yerine, icra dairesinde haciz tutanağı düzenlenip üçüncü kişiye üç aşamalı ihbarname gönderilmesiyle gerçekleştirilir.

Üçüncü kişiyi hukuken zorlayıcı icra takibindeki en karmaşık ve stratejik noktalardan biri, İcra ve İflas Kanunu (İİK) tarafından düzenlenen, üçüncü kişiye ait borca veya alacağa yönelik haciz işlemlerinin son aşamasını oluşturan 89/3 maddesi kapsamında izlenen usuldür. Bu usul, borçlunun kendi elinde veya üçüncü kişilerde bulunan malları ve haklarını haciz altına alma yoluyla alacaklının hakkını korumayı amaçlayan genel icra mekanizmasının bir parçasıdır. Ancak, özellikle bankadaki mevduat gibi menkul mallara ilişkin haciz işlemleri, bu genel çerçeveye özgü teknik detaylar barındırır 

Borçlunun üçüncü şahısta (örneğin bir banka hesabında) sahip olduğu alacağı, tasnif bakımından menkul mal hükmündedir ve bu nedenle taşınır haczi gibi bir usule tabidir 

Haciz işlemi, genellikle icra memurunun fiziksel olarak üçüncü kişiye (bankaya) gitmesi yerine, icra dairesinde bir haciz tutanağı düzenlenerek başlatılır 

Bu tutanağa dayanarak, icra dairesi üçüncü kişiye birinci haciz ihbarnamesi gönderir 

Bu ihbarname, üçüncü kişiden, istenen borcu artık takip borçlusuna ödemez, ancak bu borcu icra dairesine ödeyebileceğini bildirir 

Bu noktada, üçüncü kişiye bir savunma hakkı tanınır. Birinci haciz ihbarnamesine tebliğ edildikten sonra, üçüncü kişi belirtilen yedi gün içinde, borcunun olmadığını, malın kendisinde bulunmadığını, malın telef olduğunu veya alacağın borçluya verilmiş olduğunu gibi gerekçelerle ihbarnameye karşı itirazda bulunabilir 

Eğer üçüncü kişi bu yedi günlük sürede itiraz etmezse, kanun bu pasifliği bir karine olarak değerlendirir ve istenen miktarın üçüncü kişinin zimmetinde sayılmasına yol açar .

Bu "zimmetinde sayılma" durumu, üçüncü kişi için oldukça riskli bir hukuki konum oluşturur. Çünkü itiraz etmemesi, sanki kendisi borcun varlığını kabul etmiş gibi bir sonuç doğurur ve bu durum, alacaklının onu takip borçlusuna borçlu görmesine zemin hazırlar. 

Birinci haciz ihbarnamesine itiraz edilmemesi durumunda, usul devam eder ve alacaklı talep ettiğinde veya icra müdürü uygun gördüğünde, üçüncü kişiye ikinci bir haciz ihbarnamesi gönderilir. İkinci ihbarname, üçüncü kişiye birinci ihbarnamaya itiraz etmediği için borcunun zimmetinde sayıldığından bahseder ve yeniden yedi gün içinde itiraz imkanı tanıyarak, aynı şekilde itiraz edilmezse borcu icra dairesine ödemeye zorlayacak bir ihtarname iletir. Bu ikinci ihbarname de itiraz edilirse, üçüncü kişiye gönderilen üçüncü haciz ihbarnamesi ile karşılaşır. Bu üçüncü ihbarname, son çarenin sonucunu bildiren en kritik aşamadır. Bu ihbarname, üçüncü kişiye, birinci ve ikinci ihbarnamelerine yedi gün içinde itiraz etmediği için borcunun kesinleşmiş zimmetinde sayıldığından bahsedilir. Ayrıca, ihbarnamede, bu zimmetinde sayılan borcu ödemek yerine, işbu borcunun icra dairesindeki alacağına karşılık gelmediği iddiasıyla açılan menfi tespit davasını, ihbarname tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde açabileceğinden haberdar edilir. Aksi takdirde, yani dava açılmazsa veya borcun ödenmesi halinde, zimmetinde sayılan borcun haczi ve satışı suretiyle takip alacağına ödenmesi için icra takibi tamamlanır. Bu on beş gün, üçüncü kişi için menfi tespit davası adı altında bir hukuk yolu arama imkanı sunan son fırsattır.

II. YARGILAMA GİDERLERİ ALEYHİNE HÜKÜM VERİLENE AİTTİR
Menfi tespit davası, icra takibinden kaynaklanan bir uyuşmazlığı çözmek amacıyla açılır. Ancak bu davanın niteliği, hukuk muhakemeleri açısından genel bir hukuk davasıdır ve bu nedenle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (HMK) düzenlenen temel hukuk kurallarının tamamı uygulanır. İcra ve İflas Kanunu'nun 89/3 maddesi hükmünde düzenlenen menfi tespit dava hakkının kullanılmasına ilişkin bir kısıtlama getirilmediği takdirde, genel yargı giderleri düzenleme prensipleri geçerli olmakta ve değişikliğe uğratılmamaktadır 

6100 sayılı HMK’nın 326. maddesi açıktır:
“Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderleri, aleyhine hüküm verilen taraftan alınır.”
Bu hüküm, yargılama giderlerinin "kural" olarak, yani herhangi bir özel düzenleme olmaksızın, davanın sonuçlandırılması esnasında haksız çıkan tarafa, yani aleyhine hüküm verilen tarafa yüklenmesi gerektiğini açıkça belirtir. Yani, bir davanın davacı taraf lehine sonuçlanması, yani davacının iddiasının kabul edilmesi, genel hukuk kuralları gereğince davacının haklı çıkması anlamına gelir. Bu durumda, davalının (haksız çıkan taraf) yargı giderleri ödemeye zorlanması kaçınılmaz bir sonuçtur. Dolayısıyla, menfi tespit davası davacı taraf lehine sonuçlandığında, davacının avukat ücretinin de davalıdan alınarak ödeneceği genel hukuk kuralı gereğince kaçınılmazdır.

Bu kuralın istisnası, ancak kanunda açıkça düzenlenmiş olan hallerde mümkündür. İİK 89/3’te, menfi tespit davasının kabulü halinde yargılama giderlerinin üçüncü kişiye yükleneceğine dair herhangi bir özel düzenleme bulunmamaktadır.

Ayrıca HMK 312/2, mahkemenin kendiliğinden (re’sen) yargılama giderlerine hükmedeceğini belirtir. Tarafların talebi olmasa bile, aleyhine hüküm verilen taraf giderleri öder.

III. KİM, HANGİ DURUMDA GİDERLERİ ÖDER?
A. İlk Duruşmada Davayı Kabul Etme

Böyle bir durumda yargılama giderlerinden sorumlu olmak istemeyen davalının, 2004 sayılı Kanun’un 89/3 maddesi uyarınca aleyhine açılan davada, ön inceleme duruşmasına kadar (ön inceleme duruşmasından önce) davayı tamamen ya da haklı olup olmadığını bildiği kısım yönünden kabul etmesi, yani davalı, ilk duruşmada davacının borçlu olmadığını kabul ederse, yargılama giderlerinden kurtulabilir. Ancak davayı reddedip yargılamanın devam etmesine sebep olursa ve sonunda dava kabul edilirse, tüm yargılama giderlerini ve vekâlet ücretini ödemek zorunda kalır.

B. Davayı Kısmen Kabul Etme
HMK 326/2’ye göre, davanın kısmen kabulü halinde yargılama giderleri tarafların haklılık oranına göre paylaştırılır. Kısmen kabulü hâlinde ise haklılık durumuna belirlenen kısmından sorumlu olacaktır.

C. Davayı Kabul Etmeme
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/ (11) 62 E., 2023/464 K. sayılı ilamı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/(11) 62 E., 2023/464 K. sayılı ilamı ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 15.05.2025 tarihli ve 2024/3115 Esas, 2025/2845 Karar sayılı ilamında üçüncü kişinin ihbarnamelere itiraz etmemesi, ona açılan menfi tespit davasını kazanması halinde yargılama giderlerinin kendisine yüklenmesini haklı kılmayacağı, dava hakkının kullanılmasının bir ceza gerektirmeyeceği ve yargılama giderlerinin, her zaman olduğu gibi, aleyhine hüküm verilen tarafa ait olacağına dair verdiği kararın gerekçesi özetle şöyledir:

“Uyuşmazlık, İcra ve İflas Kanunu'nun 89/3. maddesi gereğince açılan menfi tespit istemine ilişkindir. Üçüncü kişinin, birinci ve ikinci haciz ihbarnamelerine süresi içinde ya da usulüne uygun olarak itiraz etmemiş olması hâlinde, kendisine gönderilen üçüncü haciz ihbarnamesine karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde menfi tespit davası açma hakkı bulunmaktadır. Birinci ve ikinci haciz ihbarnamelerine itiraz etmemiş olması dolayısıyla kendisine üçüncü haciz ihbarnamesi gönderilen üçüncü kişinin, 2004 sayılı Kanun'un 89/3 maddesi uyarınca açtığı menfi tespit davasının tamamen ya da kısmen kabulüne karar verilmesi durumunda, sırf 1. ve 2. haciz ihbarnamelerine süresi içinde ya da usulüne uygun olarak itiraz etmediği, kendisine 3. haciz ihbarnamesi gönderilmesine ve dava açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle yargılama giderlerinden sorumlu olacağı yönünde bir kabul, 6100 sayılı Kanun'un 326. maddesine aykırı olduğu gibi 2004 sayılı Kanun'un 89/3 maddesinde açıkça tanınan dava hakkının kullanılmasına bir kısıtlama oluşturacaktır. Böyle bir durumda yargılama giderlerinden sorumlu olmak istemeyen davalının, 2004 sayılı Kanun'un 89/3 maddesi uyarınca aleyhine açılan davada, ön inceleme duruşmasına kadar (ön inceleme duruşmasından önce) davayı tamamen ya da haklı olup olmadığını bildiği kısım yönünden kabul etmesi gerekir. Bu yönde bir kabulü olmadığı sürece davalı, davanın kabulü hâlinde yargılama giderlerinin tamamından, kısmen kabulü hâlinde ise haklılık durumuna belirlenen kısmından sorumlu olacaktır. Eldeki davada da, yapılan yargılama sonucunda davacının menfi tespit istemi Mahkemece kabul edilmiş, ancak davalı taraf ilk duruşmada davayı kısmen veya tamamen kabul ettiğine dair bir beyanda bulunmamıştır. O hâlde; menfi tespit davası davacı taraf lehine sonuçlandığından davacı yararına yargılama giderleri ile vekâlet ücreti takdir edilmesi gerekir..” şeklindedir.

Yargıtay’a göre, üçüncü kişinin pasifliği bir “suç” değil, bir “stratejik tercih”tir. Üçüncü kişi, kendisine tanınan dava hakkını kullanarak zimmetinde sayılma tehlikesinden kurtulmaktadır. Bu hakkın kullanılması, ona ek bir mali külfet getirilecek şekilde cezalandırılamaz.
 

WhatsApp Icon