01 Blog
06-04-26
Kamu Görevlileri Tutanaklarının Hukuki Niteliği; Kolluk Tutanakları "mutlak Gerçek" Mi?

Hukuk pratiğinde sıkça karşılaşılan, ancak adil yargılanma hakkını temelinden sarsan bir alışkanlık var: Kolluk tarafından tutulan tutanakların, aksi ispat edilemez birer "mutlak gerçek" gibi kabul edilmesi. Bir polis tutanağının mahkeme salonunda yarattığı o ağır hava, bazen savunmanın tüm delillerini daha sunulmadan boğabiliyor. Peki, "polis yazdıysa doğrudur" mantığı hukuk devletinin neresine düşüyor?
Aslında cevap net: Hiçbir yerine.

KARİNE Mİ, BARİKAT MI?
Elbette, kamu görevlilerinin düzenlediği tutanakların bir "doğruluk karinesi"nden yararlanması anlaşılabilir bir durumdur. Ancak bu karine, sanığın savunma hakkının önüne çekilmiş aşılmaz bir barikat değildir. Eğer bir hâkim, önüne gelen tutanağı dosyadaki diğer delillerle tartmadan, savunmanın itirazlarını "tutanak aksine belge sunulamadı" diyerek kestirip atıyorsa, orada artık yargılamadan değil, sadece bir onay mekanizmasından bahsedebiliriz.

Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bu konuda oldukça sert ve net sınırlar çiziyor. AİHM'e göre, ispat yükünün iddia makamından savunmaya devredilmesi, masumiyet karinesini doğrudan sakatlar (Telfner/Avusturya, B. No: 33501/96). Yani, kişiye "masum olduğunu ispatla" demek, hukuk devletinin intiharıdır.

AYM’nin "Gurbet Çoban" Kararı; AYM’nin son yıllardaki içtihatları, özellikle trafik cezaları veya idari yaptırımlarda kolluk tutanaklarına tanınan o "kutsal" statüyü yerle bir etti. Mahkeme, Gurbet Çoban (B. No: 2019/38857) kararında çok kritik bir tespit yapıyor: İdari işlemin gerçekliğinin dava konusu edildiği bir yerde, hâkimin hala o işlemin "doğru olduğu" karinesine sığınması, davanın açılmasını tamamen anlamsız kılar.

Düşünün ki; bir alkol ölçüm cihazının bozuk olduğunu iddia ediyorsunuz, elinizde olaydan hemen sonra hastaneden alınmış "alkolsüz" raporu var, ancak mahkeme hala "polis tutanağı aksine yeterli delil yok" diyor. İşte bu nokta, silahların eşitliği ilkesinin bittiği yerdir.

Emsal Kararlar İncelendiğinde ise; yargılamada kolluk tutanaklarının mutlak doğru kabul edilmesinin "silahların eşitliği" ve "çelişmeli yargılama" ilkelerini ihlal ettiğine dair birçok emsal karar bulunmaktadır:

Kişi, suçu sabit oluncaya kadar masumdur. İspat yükü iddiayı ortaya koyan makamdadır; kimse suçsuzluğunu ispatlamak zorunda bırakılamaz (Adem Hüseyinoğlu, B. No: 2014/3954).

Hukuki veya fiili karineler olabilir ancak bunlar savunma haklarını hiçe sayacak boyuta ulaşmamalıdır (Salabiaku/Fransa, B. No: 10519/83).

Mahkemeler, mevzuattaki karinelere otomatik olarak dayanmaktan kaçınmalı, maddi olayı her davanın özelinde titizlikle incelemelidir (Pham Hoang/Fransa, B. No: 13191/87).

Güncel AYM İçtihatlarında, kamu görevlilerince düzenlenen tutanağın gerçekliği karinesi aksi ispat edilebilir nitelikte olsa da başvurucuların bunun aksini ispatlamak için ileri sürdüğü iddia ve itirazların Hâkimlikçe değerlendirmeye bile alınmaması sebebiyle karinenin başvurucuyu otomatik olarak kabahatli hâle getirdiği,  başvuruculara savunma imkânı tanınmış ise de Hâkimliğin kamu görevlilerince düzenlenen tutanağa üstünlük tanıyan yaklaşımı başvurucuların savunma yapmasını anlamsız hâle getirmiş ve başvurucuyu kamu otoritesi karşısında dezavantajlı konuma düşürdüğü şu kararlarla da sabittir:
 

-(Yunus Acar [2. B.], B. No: 2020/34667, 24/5/2023, § 16) “…başvurucu, cihaza üç defa üflemesine rağmen cihazın ölçüm yapmadığını, alkol ölçüm cihazının bozuk ya da kalibrasyonunda sorun olabileceğini, cihaz ölçüm yapmayınca sinirleri bozulup gülmesi nedeniyle kolluk görevlilerince cihazı kullanmayı kabul etmediği yönünde tutanak tutulduğunu iddia etmiştir. Hâkimliğin başvurucunun anılan iddiasıyla ilgili olarak bir değerlendirme yapmamasının maddi olayın tespiti bakımından bir eksiklik olduğu vurgulanmalıdır. Ayrıca başvurucunun olay saatinden 36 dakika sonra hastanede yapılan alkol ölçümünde alkollü olmadığının anlaşıldığı da gözetildiğinde başvurucunun belirtilen iddialarının tutanağın içeriğinin gerçekliğine ve itibar edilebilirliğine gölge düşürecek ve Hâkimliğin açık yanıt vermesini gerektirecek mahiyette olduğu değerlendirilmiştir. Bu koşullarda Hâkimliğin olayın gerçekleşme koşullarıyla ilgili olarak ortaya çıkan şüpheleri dağıtmak için tutanak mümzilerini ve varsa diğer olay tanıklarını dinlemesi, eğer temin edilebiliyorsa kamera kayıtlarını değerlendirmesi, alkol ölçüm cihazının sağlamlığı ve kalibrasyonu hakkında araştırma yapması oldukça etkili olacakken Hâkimliğin bu yönde bir adım atmadığı görülmüştür.”
 

- (Halil Palalı [1. B.], B. No: 2019/42903, 21/1/2025, § 15)  “Başvurucu, olay anında aynı araçta olan kişilerin beyanlarının dikkate alınmadığını belirtmiş; çeşitli kamera kayıtlarını mahkemeye sunmuştur. Buna karşılık Hâkimlik "idari para cezası karar tutanağının resmi evrak niteliğinde bulunduğu ve aksi ispat edilinceye kadar geçerli olduğu" gerekçesine yer vermekle yetinmiş, başvurucunun davanın sonucuna etki edebilecek nitelikteki savunma ve itirazlarına ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunmamış, bu yöndeki iddialara ayrı ve açık bir yanıt vermemiştir. Diğer bir ifadeyle somut olayda uyuşmazlığın esasına etkili bazı delillerin toplanmasını ve değerlendirilmesini isteyen başvurucunun talepleri hiçbir gerekçe sunulmadan görmezden gelinmiştir. Yargılamada olayla ilgili tutanağın ve idari makamların vardığı sonucun güvenilirliği hiç sorgulanmamış, başvurucunun iddialarının gerçekliğine kapalı bir tutum sergilenmiştir. Bu eksiklik itiraz mercii tarafından da giderilmemiştir. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.”
 

- (Akif Murat Sezgen [1. B.], B. No: 2022/72287, 14/1/2026, § 17) “…başvurucu, Kolluk Tutanağı'nda belirtildiği gibi uygulama noktası öncesi sürücü koltuğundan yolcu koltuğuna geçtiği iddiasını reddetmiştir. Ayrıca başvurucu, aracı kendisinin kullanmadığını, bu durumu ispat için olay yeri MOBESE görüntüleri ile polislerin yakalarında yer alan kamera kayıtlarının celp edilerek incelenmesi yönünde talepte bulunmuştur (bkz. § 5). Hâkimliğin başvurucunun anılan iddiasıyla ilgili olarak bir değerlendirme yapmamasının maddi olayın tespiti bakımından bir eksiklik olduğu vurgulanmalıdır. Bu koşullarda Hâkimliğin olayın gerçekleşme koşullarıyla ilgili olarak ortaya çıkan şüpheleri dağıtmak için kamera kayıtlarını değerlendirmesi etkili olacakken Hâkimliğin bu yönde bir adım atmadığı görülmüştür.”

Sonuç olarak, bir tutanak, ne kadar resmi olursa olsun, nihayetinde bir iddiadır. Eğer bir mahkeme; tanık beyanlarını görmezden geliyor, kamera kayıtlarını celp etmiyor veya "polis böyle yazmış" diyerek itirazları irdelemiyorsa, orada adil bir yargılamadan söz edilemez.
Gerçek bir hukuk düzeninde, hiçbir belge savunmanın sunduğu somut gerçeklikten daha "üstün" değildir. Unutulmamalıdır ki; yargılamanın amacı tutanakları onaylamak değil, maddi gerçeğe ulaşmaktır
 

WhatsApp Icon