01 Blog
06-04-26
Üçüncü Kişiye Karşı Manevi Tazminat Talebi Aldatma Davalarında Yansıma Yoluyla Zarar

Aldatma vakaları, boşanma davalarının en duygusal ve tartışmalı boyutlarından birini oluşturmaya devam etmektedir. Özellikle aldatılan eşin, evlilik birliği devam ederken eşiyle birlikte olan üçüncü kişiye karşı manevi tazminat talebinde bulunup bulunamayacağı sorusu, uzun yıllardır hem yargı içtihadını hem de doktrini meşgul etmiştir

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 29 04 2025 tarihli, 2024/11477 E, 2025/8875 K. sayılı ilamında, bu tartışmaya bir kez daha netlik getirmiştir. Karar, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 6.7.2018 tarihli  2017/5 E., 2018/7 K.sayılı ilamındaki çizgisini korurken, konuyu yansıma yoluyla zarar (dolaylı zarar) perspektifinden de ele alarak önemli bir hukuki çerçeve sunmaktadır.

YANSIMA YOLUYLA ZARARIN HUKUKİ NİTELİĞİ
Yansıma yoluyla zarar, hukuka aykırı bir fiilin veya sözleşme ihlalinin doğrudan mağduru olmayan üçüncü kişilerin, bu fiilin yansıması sonucu malvarlığı veya şahıs varlığında uğradıkları zararı ifade eder. Temelinde doğrudan bir mağdur bulunur ve zarar, bu mağduriyetin dolaylı etkisiyle “yansır”.

Türk Borçlar Kanunu’nda yansıma zararların tazmini kural değil, istisnadır. TBK m. 53/1 ve m. 56/2, bu istisnayı yalnızca “ölüm” ve “ağır bedensel zarar” halleriyle sınırlamıştır. Genel kural, tazminat hakkının doğrudan zarar görene ait olmasıdır. Dolaylı mağdurların, yansıma zararına uğrayanların talebi, ancak kanunda özel olarak düzenlenmiş hallerde mümkündür. Doktrinde de vurgulandığı üzere (Antalya, 2015: 97; Oğuzman vd., 2016: 43), yansıma zararının ayırt edici unsuru, zarar görenin “üçüncü kişi” statüsünde olmasıdır.

SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE HAKSIZ FİİL SORUMLULUĞU
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 185/3 uyarınca sadakat yükümlülüğü, evlilik birliğinden kaynaklanan nispi (göreceli) bir haktır. Bu yükümlülük yalnızca eşler arasında geçerli olup, mutlak hak niteliği taşımaz. Evlilik birliğinin tarafı olmayan üçüncü kişi, bu nispi yükümlülüğe tabi değildir.

Yargıtay 4. HD’nin 29 04 2025 tarihli, 2024/11477 E, 2025/8875 K. sayılı kararında da açıkça belirtildiği gibi, üçüncü kişinin evli bir kişiyle birlikte olması eylemi, aldatılan eş yönünden TBK m. 49/1 anlamında hukuka aykırı bir fiil oluşturmamaktadır. Zira:

-Fiilin hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmemiştir; ortada emredici bir norm ihlali veya mutlak bir hakkın (kişilik hakkı dahil) ihlali yoktur.

-Müteselsil sorumluluk (TBK m. 61) uygulanamaz; çünkü üçüncü kişinin fiili haksız fiil niteliği taşımamaktadır.

-Yansıma yoluyla manevi zarar iddiası da hukuken mümkün değildir. Üçüncü kişinin aldatan eşe karşı herhangi bir hukuka aykırı eylemi bulunmadığından, “yansıma” mekanizması devreye giremez.

TBK m. 49/2 (ahlaka aykırı fiille kasten zarar verme) açısından ise durum daha da açıktır. Kanun koyucu burada “kast” unsurunu özellikle aramıştır. Sadece “evli olduğunu bilerek birlikte olmak” yeterli değildir. Failin, aldatılan eşe bilerek ve isteyerek zarar verme amacını taşıması gerekir. Yargıtay, bu hususu kararında şu şekilde vurgulamıştır: “Sadece birlikte olduğu eşin evli olduğunu bilmesi bu tür sorumluluk için yeterli değildir.”

Konuyla ilgili doktrin görüşleri de büyük ölçüde Yargıtay’ın yaklaşımını desteklemektedir. Oğuzman/Öz, Öztan, Serozan, Badur/Turan Başara ve Demircioğlu gibi yazarlar, sadakat yükümlülüğünün aile hukukunun nispi niteliğini koruyarak üçüncü kişiye karşı haksız fiil sorumluluğu yaratamayacağını vurgulamaktadır. Özellikle Demircioğlu’nun belirttiği gibi, “eşi tarafından aldatılmama hakkı” şeklinde mutlak bir kişilik hakkı yaratmak, kişilik haklarının sınırlarını hukuka aykırı biçimde genişletmek anlamına gelir.

Karar, 6098 sayılı TBK m. 56/2’nin sınırlı düzenlemesine de atıf yaparak, ölüm ve ağır bedensel zarar dışında yansıma yoluyla manevi tazminata imkân tanınmadığını bir kez daha hatırlatmaktadır. Bu yaklaşım, hukukun öngörülebilirliğini ve sınırlarını koruma amacını taşımaktadır.

Yargıtay 4. HD’si, içtihadı birleştirme kararının ışığında konuyu bir kez daha pekiştirmiştir. Hukuk, duygusal tatmin değil, kanuni sınırlar içinde adaleti sağlamayı amaçlar. Bu sınırlar net bir şekilde çizilmiştir: Salt evli bir kişiyle birlikte olmak, aldatılan eş lehine üçüncü kişiden manevi tazminat talep edilebilmesini hukuken mümkün kılmamaktadır.
 

WhatsApp Icon